4.1.10

...I wanna watch cartoons with you...

çok pis kazık yedim ismi hiç lazım değil bir memur kafalı öğretim görevlisinden. "Hmm, ben öyle bir şey konuştuğumuzu hatırlamıyorum." dedi, ben önümüzdeki bir ayın programını yapmışken o hatırlamadığı konuşmamıza dayanarak! 12 Ocak'ta giriyorsun sen kurguya, dedi. Ama ama ama, bile diyemedim. O kadar saçma bir andı çünkü. Benim adıma başkaları konuştu filan dayanamayıp. Programını yapmış ama kendisi benim adıma. Sonra çekimlerime bakıp, nolcak ki ya elindeki malzemeden bi film çıkar kabilinden bi şeyler söyledi. Bi film çıkar da benim istediğim film çıkmaz dedim ben de. [repliğe gel, evde çalışıp gelmişim böyle durumlar için. güzel olduğunuz kadar küstahsınız da, gibi.] Senin istediğini boş ver benimkine bakalım dedi arsızca gülerek. Bazen insanlar böyle akıllara zarar şeyler söylediklerinde ben hiç karşılık veremiyorum işte. Neresinden tutsam diye bakakalıyorum. Öyle de oldu. 12'sinde giriyorum gerçekten kurguya, ha o dönemde tabii ki finallerim var, tabii ki tezimin kuramsal kısmının giriş bölümünü yazıp teslim etmem filan da gerekiyor o arada. Tez hocam da muhtemelen altın günü için kısır yaptığından mailime cevap veremiyor şu an. Kısmet bu işler.

Amaan neyse ya, alamancı türk aksanıyla beyazçorap geldi erasmus yaptığı köyden. boza aldım ben onlara, zekiye ile ikisine. nefret ederlermiş. baya iyi düşünmüşüm ben de. bi süre cinsel sağlık ansiklopedilerinden ve "slm asl" dönemlerinden konuştuk. bi de sibel can'la ajda pekkan'dan. pantolonum yırtık diye kızdılar bana. akşama doğru girdiğim 3dakikalık depresyondan kurtarmak içinse beni, bi süre evin içinde dans ettiler. sonra baktılar olmicak, zekiye beni oyununun provasına götürdü. o da baya iyi düşündü bunu, zira 4 saat bir amfinin üzerinde soğuktan burnumu çeke çeke oturarak prova seyrettim. ziyadesiyle sıkıcıydı. sonra beyazçoraplarla tekrar buluştuk, marnikoviç çifti de katıldı baya güzel oldu. yedik içtik. yağmur yağdı çok ıslandık. sonra marnikoviç çifti beni durağa kadar arabayla bırakmayı teklif ettiler. yalnız yürüme dediler, yağmur var dediler. onlar da baya iyi düşündüler ki, yola çıktıktan 2.5 dk sonra kaza yaptık. taksi vurdu bize, taksiye göre de biz ona vurduk. neyse ki ciddi bi şey değildi.

çok güzel bi gündü, herkes o gün çok iyi düşünmüştü.

1.1.10

'yönsüzce hoşnutsuz'

zaman algısını yitirmek de oldukça ilginç bir deneyimmiş. mark'ın evine gittiğimizde hava karanlıktı, sabaha karşı evden çıkarken de daha aydınlanmamıştı. sonra eve gidip hemen uyudum. uyandığımda da tekrar akşam olmuştu. yani yaklaşık 2 gündür hep gece benim buralarda. hani kutuplarda 6 ay gece 6 ay gündüz yaşanıyor diyorlar ya hep bize, çok depresif bi şey olmalı o. gerçi onun yalan olduğunu da öğrendim büyüyünce, gece dedikleri zifiri karanlık değilmiş, hafif bir alacakaranlıkmış. okul bilgisine karşı hayal kırıklıklarımdan biridir.paralel ve meridyenlerin aslında hayali çizgiler olduğunu öğrendiğimdeki gibi. oysaki ekvator'un varlığına çok güvenmiştim ben. bi ayağı çizginin sağında diğeri solunda durup dünyanın neresindeyim ben şimdi ehe ehe diye eğlenen insanlar olduğunu hayal edip seviniyordum. yani en azından oralarda yaşasam öyle yapardım ihtimali önemliydi sonuç olarak. yıkıldım çizgimizgi olmadığını öğrenince.
bak işte o andan itibaren saatlere de inancım kalmadı benim. yine çizgiler filan girdi işin içine, dünya dönüyo dediler, ondan öyle dediler. o çizgi bu adanın ortasından geçtiği için, doğusunda salıyken batısında çarşamba dediler. bence hepinizin kafası iyi, dedim.
hala da öyle diyorum. insanların kendi kendilerine yarattıkları sistemlere olan inançlarının bu kadar sağlam ve yıkılmaz olması bana çok gülünç geliyor. yani sen o yaşlı kadına kraliçe dediğin için ingiltere kraliçesi o. başka bi nedenden değil. aynı şekilde bitakım bilenadamlar oturup o adayı uydurdukları çizgileriyle ikiye böldükleri için ben salıdayken sen çarşambaya geçmişsin. tamam dünya dönüyor filan, bi şey demiyorum. o diil zaten benim demek istediğim. anlıyor musun olric? şubatın 4 senede bir 29 çekmesi beni sinirlendiriyor. artık gün nedir arkadaşım? neyden artırdın?
Ya da Uzak Doğu nedir allaaşkına? Kime uzak yani? Uzaklık yakınlık dediğin şey durduğun yerle alakalı sonuç olarak. Avrupa kıtasının kendini allah zannetmesinden kaynaklanan bir konumlandırmadır bunun aslı astarı da, biliyoruz. Onlara uzak olan bütün doğulara kendimi yakın hissediyorum ben.

Bu yüzden yeni yılınızı filan kutlamıyorum. Yeni değil sonuç olarak, hani o dünyanın dönme muhabbeti aslınd... [Fade out]

26.12.09

Heart ain't a brain, trallara

Can Yücel'in, oidipus kompleksine 'anam avradım olsun kompleksi' dediğini öğrenmemin üzerinden on dakika geçti ama hala gülümsüyorum.

***
Ben bugün insan beynini düşündüm sebastian. çünkü bi şeyler bi şeyler okudum ve şunları öğrendim: İnsan beyninde uzun dönem hafızayı depolayan kısım işlevselliğini henüz kazanmadan yaşananlar, yani biz çok küçükkene olanlar, yine de hafızada duruyorlarmış. Yaşanan şeyler bilinçli olarak hatırlanmasa da, olaylarla ilişkilendirilen duygular bir yerlerde bekleyip [onların bi ismi var tabi, son derece de latince] hayatımızın herhangi bir döneminde düşüncelerimizi ve davranışlarımızı biz fark etmeden etkiliyorlarmış. which means, eğer siz daha 1 yaşındayken gözünüzün önünde biri vurulduysa, olayı hatırlamıyorsunuz ancak o anda hissettikleriniz o küçük beyninizin kıvrımlarından birine siniyor. Ve bu, ilerki hayatınızda sahip olduğunuz davranışlardan birinin tetikleyicisi olabiliyor. Çok ürkütücü değil mi? Yani kendi bedenimizde olan ama bi o kadar da bizden bağımsız bir şeylerin kontrolü altındayız. Alien!

Zaten şu bilinçaltı bilinçdışı muhabbetlerinden de acayip kıllanmışımdır. Yönetmeyin oolum beni, çıkın içimden! Nasıl bi kör dövüştür bu, kim var karşımda bilmiyorum. Bugün bi de üstüne beyindi hafızaydı düşününce oha oha ohaaa die şaşırıp, yoruldum resmen. [Sonuç olarak Elektra'dan muzdarip olamamanın karşılığını -ve evet kesinlikle bir eksiklik-, yıllaaaar yıllaaar sonra karna bir yumruk olarak almak insanı böyle şeyler düşünmeye yöneltiyor. Ben değil, bi arkadaş.]

Neyse çetrefilli yollardan çıkıyorum. Zaten ben hayatımın bundan sonrasının koca bi perşembe akşamı olmasını istiyorum. Ölene kadar yemeklerin yendiği, kül tablarının dolup dolup taştığı, reklam aralarında artan kafein ve nikotinle birlikte kısır döngüye bağlamış dramlarımıza hızla bir göz atış [anne ben mazoşik miyim?], çokça duman, bi kaç şapka ve kırmızı ruj tabii ki. Hepimizin içinde bir Şık Latife yatmıyor mu neticede?

"Yetmiş yıllık arkadaşlarla eğlenceli yemeklerin yendiği bir Ferzan Özpetek filmi"nde olmayı istemek başarmanın yarısıdır pek sevgili Uzaylı Zekiye, bak demedi deme.

23.12.09

It's still heavy as hell when it's good

And I do like the road
But I'd be better at home

Yıllarca İlyas'ı seçmedi diye Asya'ya kızmış biri olarak, şu sözleri dinlerken söyleyeni kendime yakın hissediyorsam eğer, ya 53 yaşındayımdır ya da aklımı başıma getirecek/başımdan götürecek bir şeyler olmuştur şu uzay boşluğunda. Ya da olmamıştır, zaten olmamışlığı beni akıllandırmıştır. Yıllarca insanların nasıl bu kadar düz ve kendini garantiye almacı ve normal olabildiklerine inanamadım. Sakinliği deliliğe tercih etmek? Tümden ölmek heralde. İçinden içinden yanıp biter ya.

İnsan böyle bi duruma gelirse bile bunun ayırdına varamamalı bence. Çünkü fark etmek çok koyar. Hem de 53 yaşına daha çok varken.


Brütüs?

21.12.09

paramparça aşklar, köpekler

açılmayan telefonlar beni çok sinirlendiriyor. hele meşgule verilip sonra geri dönülmeyen aramalara tokat atmak istiyorum. sonra, düzgün gitmeyen işler ya da düzgün gitmeyecekmiş izlenimi verip önden mutsuz edenler var bi de. Lanet.


bak ben yine sarhoş olmadım o akşam. oysa zemin müsait(mi?)idi. en azından alkol vardı. sonra mentollü sigara vardı. insanlar vardı, severim hepsini. bir insanı sevmek bile bu denli yorucuyken bu kadar fazla insanı nasıl sevebiliyoruz hiç anlamıyorum, diye de tabaklara bakar düşünürüm.


bugünlerde evden dışarı adımımı atar atmaz bi bitkinlik çöküyor. bu kadar insan etrafta... hiç bir nedeni de yok. bu aralar benim de varoluşumun hiç bir nedeni yok. ama dur, 2 gün önce sahaftan aldığım epeski bir rıfat ılgaz'a haksızlık etmiyim. çantamda durduğunu düşündükçe seviniyorum. bu da bir varoluş nedeni olabilir kimileri için.


son olarak, bugün ikinci kez şahit olduğum dünyanın en güzel en umutlu manzarası, yanyana koşan sokak köpekleri ve küçük çocuklar yine gülümsetti beni.
ve beşiktaş ışıklarda bizimle birlikte bekleyip yeşilde geçen o bir diğer sokak köpeği, en çok da seni seviyorum.

..

16.12.09

depresyona iki adım

hayatımın boşa geçmiş bir kaç gününden birinde, tavana bakma sürem dolduktan sonra yutup'tan Fémis'le ilgili vidyolar izledim. niye böyle acımasızsam kendime karşı! böyle zamanlarda hep olduğu gibi, yine derin bir haksızlığa uğramışlık hissi. Çünkü burdayken her şey çok zor, her şey çok uzak ve ben bir karınca kadarım. bi de Louis-Lumière'e bakayım dedim, battı balık. pffff aynı şey. yarışma demeyin bana, konkuru olan okul olmaz olsun. seçmeyin beni, seçilebilen bir tür değilim ben. Aklım nerde biliyorum ama olmaz o.[Arles] uçan bir kuş şu anda, mazide hoş bir anı olarak yatıyor. geçtim. bi de Paris 8'e bakayım dedim, Guillaume tavsiye etmiş. département photographie'yi görünce gözüm açıldı. bastım hemen, açılmadı. şaşıran? Otur, sıfır. département cinéma o zaman, diyip ona bastım. o da açılmadı. bu bir işaret mi? gitmiyim mi yani napiyim annamadım. kalmamın kime yararı var ve de ne anlamı.

mutsuzluk.öyle duruyorum.

14.12.09

"Gerçekliğe akıl düzeyinde erişmeyen kişi, gerçekliği, toplumun genel geçer ahlak kuralları içinde sıkışmış ön edinimler düzeyinde kavrar."Ünsal Oskay

Kulaklarımın adeta bir yavru köpek kulağı gibi birdenbire dikilmesine neden olan cümle salondan geldi: anayasa mahkemesinin kararıyla DTP kapatıldı. Erkeklerle dolu bir evde büyümenin verdiği refleksle hass.. diye bir giriş yapıyordum ki tuttum kendimi.[Beş pekiyi.] Ali Kırca'nın sunduğu haberler hangi kanaldaysa, o açıkmış. Siyasi yasaklıların isimleri açıklanıyordu ben gittiğimde. Bitince diğer habere geçildi: Kahraman mehmetçik sınır ötesi operasyon yaparken neler yaşıyor? Hmmm diyip odama döndüm, gerisi belli nasolsa. Sonra ntvmsnbc'yi açtım. Kararın açıklanmasının üzerinden sadece 1 saat geçmiş olmasına rağmen "kapatılan ilk parti bu değil ki oğlum", "e avrupa'da da yapılıyo ki zaten böyle" ve "ETA bağlantılı Batasuna'da kapatılmıştı ya hani onun gibi" içerikli dosyalar hazırlanmıştı bile! Şu rezilliğe bile ulu önder Avrupa'dan bir yama bulunmasının acınasılığı ne peki? Geçtim. Dosyaların hemen yanında video-galeri bölümünde Dersim katliamı ile ilgili bir video. [Tabii ki katliam kelimesi benim eklemem zira Kadıköy'deki miting haberine "Dersim isyanı ile ilgili miting düzenlendi" diye başlık atan bir zihniyet var önümüzde. [Ben yine o haberi yazanı parmağımın ucuyla dürtükleyerek "Pardon canım, isyanla değil katliamla ilgili daha ziyade. Hı hı, evet.Çok mersi." diye uyarmak istiyorum.] Bahsettiğim videonun altında yazanlar daha da korkunç : Müzik ve fotoğraflar eşliğinde 1937-38 yıllarında yaşananlar! Oh yeah! Amcaoğlunun düğün vidyosundan bahsediyor çünkü. Müziksiz, fotoğrafsız, kuşe kağıda baskısız gerçeğe katlanamıyor musunuz bebeyim?
Ben de öyle düşünmüştüm.

Yeterince sinirlenmediyseniz allaaşkına okur yorumlarına bakın. Çok reca ediciğim Adnan. Ahmet Türk'ün konuşmasının hiç bir editoryal müdahale yapılmadan direkt alıntılandığı bir haber vardı. Haber değil de işte, adamın konuşması. Altındaki yorumsa tabii ki müthiş bir fikri evvelden gelmiş : "Bu nasıl objektif habercilik,ntvmsnbc'de miyim, Fırat Haber Ajansı'nda mı anlamadım!" Objektifliği ne zannediyor acaba? Mesela "Yenilenen formülüyle Objektif, inatçı lekelerde bile çok etkili!". Hmmm. Ya da, "Objektif'le özel günlerimde bile amuda kalkıp bisiklete binebiliyorum." Bu da olur bak.

Amaaan neyse, iyi oldu zaten partinin kapatılması da. bütün dünya türk olmadan rahat etmicez. aslında zaten kızılderililer felan hep türk de, işte jeopolitik önemimiz yüzünden bütün ülkelerin gözü üzerimizde, komplolarla felan gelişmemizi hep engelliyolar. bi de iç mihraklar var ki o en beteri. Mesela dağdaki kart kurt postal sesi aslında o, kürt diye bi şey yok sonuç olarak. ama amerika kışkırtıyo bunları da zaten.

Ha bi de almanlar yenilince biz de yenik sayıldık. [?!?!?! iyice beyni yanmış]


**********************************************************************************

Bir hışımda konu değişimi:

Bi pazar sabahı için erken bir saatte "bağırttırma beni sabah sabah" diye alt kattan gelen bir çığlıkla uyanmam inan hiç sorun değil. Aynı günün gecesi saat 24.00 civarlarında üst komşunun keman öğrenmeye yeni başlayan çocuğunun daha dün annemizi çalma çabaları da bi yere kadar tahammül edilebilir. [Bak abisi de gitar öğreniyor ama Marilyn Manson açıp elektro gitarla eşlik etmeye çalışmasını dinleyebiliyorum rahatsız olmadan. Hatta kendi kendime ritm tutarak eğleniyorum bile bazen. Ama yeni başlanan keman...aletin o iç kıyıcı acı çekişi...bileklerimi kesme isteği yaratıyor bende Sebastian. Hem de dikine.] Ama fakat bütün bir gün elektriklerin kesik olması sebebiyle tv-kalorifer-kablosuz internetin elele verip hayatımdan yavaşça silinmesi baya sınırlarımı zorladı. İnterneti olmayan bir bilgisayarın hayat damarlarından biri kopmuş demektir sonuçta.

Ha ama noldu, bir arkadaşım fotoğraf makinesi almak amacıyla bi internet sitesinden anlaştığı biriyle buluşmak için beni de yanında götürdü bilirkişi olarak. Sonra yaşlı bir çift geldi. [Kadının adam için küçük olduğu gözlerimizden kaçmadı tabi] Dede tavırları ve konuşmasıyla adam içimi kasvetle doldururken [ o anda etrafımdaki her şey yavaş yavaş solup sepyaya dönüyordu. Çünkü adam, Almanya'dan aldığı makinenin kutusundan çıkan hiiiiç bir şeyi yıllarca atmadığı için, almanca kullanma kılavuzuna dolma kalemle düşülmüş alınış tarihini (1980) gösteriyordu bize] ben de makinenin lensini çıkartıp içindeki aynaya bakayım dedim. Tozlar gitsin de çizik var mı göreyim diye aynaya üflememle birlikte tarihin bütün tozları lensime yapıştı. Sonra eve dönerken "ohaa gözümde 1980'den kalma toz var şu anda, tarihe tanıklık ediyorum bi yerde" diye diye dakikalarca güldük. Sonuç: Makinayı aldık. İyi oldu. Amca bütün içi geçmişliğiyle aynı sitede bilmemne marka kürk sattığını da ekleyerek bir göz atmamızı salık verdi. Kürk? Hala giyen? Bi süre de buna güldük sanırım.

Falan filan.